Köşe Yazıları

Eskiye Rağbet Olsa Bit Pazarına Nur Yağardı

Atalarımız boşuna konuşmamış.

Bazı mallar vardır, vitrinden kaldırılmıştır.

Sebebi eskimesi değil…

Alıcısının kalmamasıdır.

Siyasette de böyledir.

Bir siyasetçi yıllarca seçim kaybeder.

Sonra bir gün yeniden ortaya çıkar.

Yanına birkaç eski isim alır.

Birkaç teşkilat kurar.

Bir kürsüye çıkar.

Ve memlekete müjdeyi verir:

“İktidara geliyoruz.”

İnsan ister istemez soruyor:

Nereye gidiyordunuz da şimdi geri döndünüz?


Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si yıllarca ana muhalefet partisi oldu.

Ana muhalefet…

Yani iktidarın en büyük alternatifi olması gereken yer.

Fakat yıllar geçti.

Seçimler geldi.

Seçimler bitti.

İktidar değişmedi.

Koltuk değişmedi.

Sadece takvim değişti.

Bir de her seçimden sonra “bir sonraki seçim” umudu kaldı.

Fenerbahçe’nin yıllarca şampiyonluk beklemesi gibi.

Başkan değişti.

Hoca değişti.

Futbolcu değişti.

Transfer geldi.

Transfer gitti.

Sezon başında yine şampiyonluk.

Sezon sonunda yine matematik.

Siyasette de benzer bir durum yaşandı.

Tek fark şu:

Fenerbahçeli taraftar en azından takımının neden şampiyon olamadığını tartışıyordu.

Muhalif seçmene ise yıllarca,

“Aslında biz kazanmıştık.”

denildi.

Ama sandık nedense bu başarıdan haberdar değildi.


Kılıçdaroğlu’nun aldığı her oyun Kılıçdaroğlu’nun oyu olduğunu düşünmek de başka bir siyasi masal.

CHP’nin yıllarca aldığı oyların önemli bölümü CHP aşkından değil, AK Parti karşıtlığından geldi.

Seçmen bazen CHP’ye oy vermedi.

AK Parti’ye karşı oy verdi.

Bu ikisi arasında dağlar kadar fark var.

Çünkü biri siyasi başarıdır.

Diğeri siyasi zorunluluk.


Sonra Özgür Özel geldi.

CHP değişti.

Söylem değişti.

Ve 2024 yerel seçimlerinde CHP yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu.

Ne ilginç değil mi?

Kemal Dede olmadan girilen ilk büyük seçimde CHP birinci oldu.

Demek ki mesele CHP’nin genetiğinde değilmiş.

Belki de mesele, genetiği değiştirmeye çalışan doktorlardaymış.


Sonra ne oldu?

Mutlak butlan.

Arınma.

Kurultay.

Hukuk.

Siyaset.

Ve sonunda yeni parti.

Kılıçdaroğlu’nun ağzından düşmeyen “arınma” kelimesi de ayrıca düşündürücü.

Çünkü siyasette dedenin “ARINMA” dediği, hepimiz biliyoruz ki aslında “BARINMA” meselesiydi.

Olay dedenin ve ekibinin “Ben nerede barınacağım?”

sorusuna dönüştüğünü görmek mümkün.

Arınmak başka şeydir.

Yerini korumak başka.

İkisini aynı kelimeye koyunca siyasetin de grameri bozuluyor.


Bugün ortaya çıkan tablo ortada.

Özgür Özel ve ekibi CHP’den ayrıldı.

Yeni Parti kuruldu.

Mecliste ana muhalefet sırası değişti.

Sokakta da muhalefetin ağırlık merkezi değişmeye başladı.

Peki eski CHP ne yapıyor?

Dedeye bakarsan iktidara yürüyor.

Neyle?

Yıllardır kaybetmiş, arka sıralara gerilemiş kadrolarla.

Yani eski motorla yeni araba satılıyor.

Kaporta patlak.

Motor aynı.


İşin en komik tarafı da şu:

Yıllardır CHP’yi birinci parti yapamayan siyasi anlayış, bugün CHP’siz bir iktidar hayali kuruyor.

İnsan biraz aynaya bakar.

Ayna da insanı kandırmaz.

Çünkü aynanın parti üyeliği yoktur.


Bugün muhalif seçmenin önünde basit bir denklem var.

Bir tarafta yıllardır “bu kez olacak” diyenler…

Diğer tarafta ilk kez “biz başka türlü yapacağız” diyenler.

Seçmen aptal değil.

Kimin dün ne yaptığını biliyor.

Kimin bugün ne söylediğini de duyuyor.

Siyasetçinin hafızası zayıf olabilir.

Seçmenin hafızası sandıkta çalışır.


Üstelik CHP’nin bugün başka partilerin yancısı olmadan milletvekili çıkarıp çıkaramayacağı da ciddi bir soru.

Çünkü muhalif seçmenin bir bölümü artık partiye değil, kazanabilecek adaya bakıyor.

“Ben CHP’liyim.”

Güzel.

Peki?

Kazanıyor musun?

Siyasette soyadı, rozet, geçmiş başarı hikâyesi bir yere kadar.

Sandık romantizmi sevmez.


Kılıçdaroğlu cephesinin hâlâ “iktidara yürüyoruz” demesi elbette mümkün.

Herkes hayal kurabilir.

Fakat siyasette hayal ile hedef arasında küçük bir fark vardır:

Hedefin hesabı yapılır.

Hayalin ise afişi basılır.


Yıllarca kandırılmış seçmene yeniden aynı masalı anlatmak kolay.

Zor olan yeni bir hikâye yazmak.

Eski siyasetçilerle yeni zafer beklemek de mümkün.

Tıpkı aynı teknik direktörü değişik kravatlarla sahaya sürüp şampiyonluk beklemek gibi.

Olur mu?


Şimdi mesele Kemal Kılıçdaroğlu’nun dönüp dönmemesi değil.

Mesele daha büyük.

Muhalif seçmen hâlâ kaybetmeye alışmış siyasetçilere mi güvenecek?

Yoksa yıllardır ilk kez kazanabileceğine inandığı yeni bir yapıya mı yönelecek?

Bunun cevabını bulmak zor değil.

Çünkü seçmenin sabrı bittiğinde,

bit pazarına nur değil, kepenk iner.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu