Köşe Yazıları

Bir Varmış, Hiç Yokmuş… “BİR STAD HİKAYESİ”

Vaktiyle denize çok uzak olmayan, insanların birbirini tanıdığı küçük bir şehir varmış. Bu şehirde herkes birbirinden memnun görünürmüş. Esnaf sabah kepengini açar, memur dakikasında odasına girer, yöneticiler toplantı üstüne toplantı yapar, gazeteler her gün “çalışmalar tüm hızıyla sürüyor” diye haber yaparmış. Şehrin en önemli özelliği ise herkesin çok çalışıyor olmasıymış. En azından herkes öyle söylermiş.

Bir gün şehre bir stat yapılmasına karar verilmiş. Projesi hazırlanmış, ihalesi yapılmış, temel atılmış. Açılış tarihi bile belirlenmiş. Şehirde bayram havası esmiş. İnsanlar çocuklarına, “Burada yakında maç izleyeceğiz,” demeye başlamış. Çocuklar da her akşam arsaya gidip inşaatın ilerlemesini seyretmiş.

İnşaatın başında duran görevli, çocuklara her sorduklarında aynı cevabı veriyormuş: “Az kaldı.”

Çocuklar büyümüş, “az kaldı” değişmemiş.

Aradan zaman geçtikçe stat büyümüş ama “az kaldı” cümlesi ondan daha hızlı büyümüş. Önce tribünler yükselmiş, sonra çatılar yapılmış, sonra saha hazırlanmış. Derken çimler ekilmiş. Şehir halkı ilk kez o gün gerçekten biteceğine inanmış. Çünkü çim ekildiyse artık maç oynanır diye düşünmüşler.

Fakat çimler bir süre sonra sararmaya başlamış. Önce kimse önemsememiş. “Yeni çim, alışacak,” demişler. Sonra sarılık biraz daha ilerlemiş. Birkaç gün sonra saha yeşil değil, sarı görünmeye başlamış. Bir vatandaş stadın önünden geçerken yanındakine, “Burada futbol mu oynanacak, buğday mı biçilecek?” diye sormuş. Yanındaki cevap vermemiş. Çünkü ikisi de cevabı bilmiyormuş.

Tam o günlerde komşu şehirden bir haber gelmiş. Onlar da stat yapmıştı. Üstelik bizim şehirdeki stat daha önce başlamıştı. Komşu şehirde stat bitmiş, ışıkları yanmış, gece maçı bile oynanmaya başlanmıştı. Bizim şehirde ise insanlar hâlâ stadın ne zaman biteceğini konuşuyordu.

Haberi duyan şehir yöneticileri hemen bir toplantı yapmış. Toplantıda herkes çok ciddiymiş.

“Bizim stat neden bitmedi?” diye sormuş en büyükleri.

Odada sessizlik olmuş.

Sonunda biri elini kaldırmış.

“Çalışmalar devam ediyor.”

“Onu biliyorum,” demiş yönetici. “Ben neden bitmediğini soruyorum.”

Bu kez başka biri konuşmuş.

“Çalışmaların hızlandırılması için gerekli çalışmalar yapılıyor.”

Yönetici başını sallamış. Bu cevap ona mantıklı gelmiş. Toplantı sona ermiş.

Ertesi gün gazetelerde büyük bir haber çıkmış: “Statta çalışmalar hızlanıyor.”

Şehir halkı yine umutlanmış.

Aradan üç hafta geçmiş.

Bir sabah stadın önünde üç işçi görülmüş. Biri elinde kürek tutuyor, biri telefonla konuşuyor, diğeri de bir kamyonun yanında bekliyormuş. İnsanlar kaldırımda durmuş onları seyretmeye başlamış.

“Çalışıyorlar,” demiş biri.

“Evet,” demiş diğeri.

“Demek ki bitiyor.”

“Kesin.”

O gün şehirde küçük bir sevinç yaşanmış. Akşam herkes evinde statta işlerin hızlandığını konuşmuş.

Ertesi gün üç işçi yokmuş.

Üç gün sonra iki işçi gelmiş.

Bir hafta sonra yine üç kişi görünmüş.

Bir vatandaş bu durumu araştırmaya karar vermiş. Sabah erkenden stadın önüne gitmiş ve işçilerden birine sormuş:

“Kolay gelsin. Stat ne zaman bitecek?”

İşçi elindeki malzemeyi yere bırakıp ona bakmış.

“Bilmiyorum abi.”

“Kim biliyor?”

İşçi omuzlarını kaldırmış.

“Herhalde yukarıdakiler.”

Vatandaş başını kaldırıp gökyüzüne bakmış. “Yukarıdakiler” denince kimi kastettiğini anlamaya çalışmış. Sonra vazgeçmiş.

Bir süre sonra şehre yeni bir vali gelmiş. Vali gelir gelmez stadı görmek istemiş. Yanına birkaç kişi alıp gitmiş. Stadın içinde dolaşmış, sahaya bakmış, tribünleri incelemiş, yetkililerden bilgi almış. Herkes dikkatle not almış.

Vali sonunda, “Peki ne zaman bitecek?” diye sormuş.

Yine sessizlik olmuş.

Bu kez kimse “az kaldı” demeye cesaret edememiş.

Vali tekrar sormuş.

“Bir tarih var mı?”

Bir görevli dosyalarını karıştırmış.

“Taahhüt edilen bir tarih vardı efendim.”

“Geçti mi?”

“Evet efendim.”

“Yeni tarih?”

Görevli dosyayı kapatmış.

“Üzerinde çalışılıyor.”

Vali bir süre stadın sahasına bakmış. Sararmış çimlere gözünü dikmiş. Sonra hiçbir şey söylemeden dışarı çıkmış.

Ertesi gün gazetelerde yine haber çıkmış: “Vali stadı yerinde inceledi.”

Şehir halkı haberi okumuş.

Sonra birbirine bakmış.

“İncelendiğine göre yakında biter,” demiş biri.

Kimse bunun neden böyle olması gerektiğini açıklayamamış ama şehirde herkes aynı şekilde düşünüyormuş.

Yıllar geçtikçe stat şehrin en eski yeni yapısı olmuş. Çocuklar orada büyümüş, gençler askere gitmiş, bazıları evlenmiş. Stat ise hâlâ bitmek üzereymiş.

Bir gün artık yaşlanmış olan ilk çocuklardan biri, kendi oğlunu stadın önüne götürmüş. Çocuk merakla sormuş:

“Baba, burası ne?”

“Stat.”

“Maç oynanıyor mu?”

“Henüz değil.”

“Ne zaman oynanacak?”

Babası bir süre düşündükten sonra gülmüş.

“Bilmiyorum.”

“Sen küçükken de böyle miydi?”

Adam stadın sararmış çimlerine bakmış.

“Evet.”

Çocuk şaşırmış.

“Peki sen küçükken ne diyorlardı?”

Adam ellerini cebine sokmuş.

“Az kaldı.”

Çocuk biraz düşünmüş.

“Şimdi?”

Adam gülümsemiş.

“Şimdi de az kaldı.”

Çocuk bu cevabı pek anlayamamış. Babasının elini tutup birlikte yürümeye devam etmişler.

Arkalarında şehir yine çalışıyordu.

Birileri toplantı yapıyor, birileri açıklama hazırlıyor, birileri dosya taşıyor, birileri stadı inceliyor, üç kişi de sahanın kenarında bir şeylerle uğraşıyordu.

Şehirde herkes çalışıyordu.

Stat da hâlâ bitmek üzereydi.

Ve o gün şehirde biri ilk kez şu soruyu sordu:

“Acaba bizim burada gerçekten çalışan birileri var mı, yoksa herkes sadece çalışıyor gibi mi yapıyor?”

Soruyu soran adamın başına ne geldiğini kimse bilmiyor.

Ama ertesi gün şehirde yeni bir tabela asılmış.

Eski tabelanın üzerine.

Üzerinde şu yazıyormuş:

“ÇALIŞMALARIMIZ SÜRMEKTEDİR.”

Altında da küçük bir tarih varmış.

Tarih, bundan tam bir yıl sonrasını gösteriyormuş.

Kimse nedenini sormamış.

Çünkü o şehirde artık herkes bir şeyi öğrenmiş:

Bazı işler yapılmak için değil, yapılmaya devam etmek için yapılırmış.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu