Her Şeyi Bilmek mi, Kendini Bilmek mi?

Bilmediğimiz bir konuda yorum yaparken, bilgimizin sınırlarını da bilmeliyiz. Bir alan hakkında fikir sahibi olmak, o alanın uzmanı olmak anlamına gelmez. Bazen kendimizi gösterme isteğiyle söylediğimiz sözler, başkasının emeğini ve deneyimini küçümseyen bir müdahaleye dönüşebilir.
Bu durumla özellikle spor alanında sık karşılaşıyoruz. Ayağına top değen, birkaç maç izleyen ya da halı sahada oynayan bazı kişiler; antrenörlüğü, spor eğitimini ve sporcu gelişimini bütünüyle bildiğini düşünüyor. Oysa bir takımı tutkuyla desteklemek veya spor yapmayı sevmek, o alanın mesleki sorumluluğunu üstlenmek için yeterli değildir.
Sahada gördüğünüz bir uygulamanın arkasında sizin bilmediğiniz gözlemler, ihtiyaçlar ve kararlar olabilir. Sporcunun gelişimini, eğitimin amacını ve sürecin koşullarını bilmeden verilen kesin hükümler, sağlıklı iletişimi zorlaştırır. Özellikle gergin anlarda kullanılan küçümseyici bir dil, karşı tarafın tepkisini sertleştirebilir.
Elbette herkes soru sorabilir, görüşünü paylaşabilir ve eleştiride bulunabilir. Ancak eleştirinin değerli olması için bilgiye dayanması, anlamaya çalışması ve emeğe saygı duyması gerekir. “Ben olsam böyle yapardım” demeden önce, “Bunu neden böyle uyguluyorsunuz?” diye sormak daha yapıcıdır.
A dostlar, herkes kendi işini özenle yapsın; başkasının işini değerlendirirken de sözünün dayanağını bilsin. Her şeyi bilmek zorunda değiliz. Fakat bilmediğimizi kabul etmek ve öğrenmeye açık olmak, hepimizin sorumluluğudur.
Nesîmî’nin dizeleriyle:
“Tir mənəm, kaman mənəm, pir mənəm, cavan mənəm.”
Bu dizelerden hareketle insanın kendi varlığını sorgulaması üzerine de düşünebiliriz. Kendi bilgimizi, sınırlarımızı ve sorumluluklarımızı tanımak; başkalarının yaptığı işe hüküm vermeden önce kendimize dönüp bakmayı gerektirir.
Çünkü kendini bilmek, her şeyi bildiğini düşünmekten daha değerlidir.



