AYDIN’DA PREMİER LİG ESİNTİSİ

Manisa Karaköy’ün cömertliği, Büyükşehir’in ikinci yarı sendromu ve Aydın bozkırında aniden beliren bir İngiliz beyefendisi…
Futbolumuzun alt liglerinde maç izlemek, çoğu zaman kronik bir sinir harbidir.
Sahada 22 kişi top peşinde koşar; ancak 90 dakikanın en az 60 dakikasında orta hakemin ağzına yapışmış o plastik borazan öter durur. Rüzgâr sert esse düdük, biri diğerinin formasını koklasa faul, biraz omuz omuza girilse kendini yere atıp can çekişen aktörler ve buna canıgönülden prim veren basiretsiz hakemler…
Alışmışız bir kere; maçtan çok dur-kalk trafiği izlemeye.
İşte tam da bu çaresizliğin ortasında, Aydın Büyükşehir Belediyespor ile Manisa Karaköyspor maçında adeta bir mucize yaşandı.
Konya bölgesinden gelen hakem triosu ve bilhassa orta hakem Barış Erdal, Türkiye’nin en dibinden en tepesine kadar sirayet eden o meşhur “üflesen yere düşene düdük çalma” hastalığını kapının dışında bırakmıştı.
Gözlerimize inanamadık: Sahada bir hakem vardı ama adeta yok gibiydi!
İkili mücadelelere izin veren, oyunu zırt pırt kesip ritmi baltalamayan, sahaya hükmederken futbolcuyu figüranlaştırmayan o yönetim tarzı; bizi bir anlığına Aydın semalarından alıp Premier Lig çimlerine fırlattı. Futbolun bir temas sporu olduğunu hatırlayan bir hakem görünce insan çölde vaha bulmuş gibi sarılmak istiyor.
Barış Erdal sahanın her santimetrekaresine öyle bir hâkim oldu ki, oyun durmadıkça tempo yükseldi; tempo yükseldikçe de ortaya seyir zevki tavan yapmış, bol pozisyonlu enfes bir maç çıktı. Hafta sonu Süper Amatör’de şahit olduğumuz o evlere şenlik, basireti bağlanmış yönetimlerin yanında Barış Erdal ve ekibi, karanlık odada aniden yakılan 100 mumluk ampul gibi parladı. Hakkını teslim edelim: Bize futbol izlettiğiniz için teşekkürler hocam, lütfen o düdüğü ağzına yapıştırıp maçı katleden meslektaşlarınıza ders niyetine bu maçın kasetini yollayın.
Gelelim yeşil sahadaki diğer kahramanlara…
Aydın BŞB Spor cephesinde ise teşhisi konulamayan garip bir “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde” vakası yaşanıyor.
Geçen hafta İncirliova derbisinde de aynı filmi izlemiştik. İlk yarıda rakibini sürklase eden, maçı koparacak oyunu iştahla sahaya koyan bir takım; ikinci yarıda birdenbire sahada ruh gibi gezinip beraberliği son anda kurtarmıştı.
Karaköyspor karşısında da senaryo milim şaşmadı. Bireysel hatadan gelen talihsiz golle geriye düşseler de çabuk toparlandılar, devrenin uzatmalarında gelen iki şık golle soyunma odasına 3-1’lik konforlu bir skorla girdiler.
Ama ikinci yarı başlayınca, kulübeden içeri sanki başka bir takım çıktı!
Takım birden şalteri indirdi, skoru koruma paniğine kapıldı ve rakibe davetiye çıkardı. Neyse ki Manisa ekibi cömert günündeydi; kaçan net fırsatların üstüne bir de penaltı harcadılar, kaleciyle karşı karşıya pozisyonları esnaf leblebisi gibi dağıttılar da Büyükşehir üç puanı cebe koyabildi. İki maçtır aynı kurgu: İlk yarı gövde gösterisi, ikinci yarı kabus… Bu takım devre arasında ne yiyip ne içiyor, soyunma odasının havasında bir rehavet gazı mı var, merak etmemek elde değil.
Ve son söz, armanın gerçek sevdalılarına…
“Ligden çekiliyor, bitti, tükendi” denilen, uçurumun kenarından son anda dönüp sahaya çıkan Aydınspor, Kuşadası karşısında Murat Yorgancıoğlu’nun tek golüyle 1-0 kazanmayı bildi.
Masalarda ne konuşulursa konuşulsun, hangi kulislerde hangi hesaplar yapılırsa yapılsın; tribünler o gün tüm şehre ve sporu yönettiğini sananlara öyle bir haykırdı ki, başka hiçbir yoruma hacet bırakmadı:
“Bu şehirde aşk dokuz harflidir.”


