Köşe Yazıları

TASKK’TA KOLTUK HESABI

ROTA09'U TAKİP EDİN
Aydın'ın gündemini kaçırmayın. Rota09'u sosyal medyada takip edin.

Bazı seçimler sandık kapandıktan sonra bitmez…

TASKK (Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu) kongresinin ardından kurulan o devasa kadroya bakınca insanın aklına o meşhur teselli cümlesi geliyor: “Yok artık LeBron James!”

Ortada bir konfederasyon yönetimi mi var, yoksa nüfusa göre parsel parsel bölünmüş bir hisseli komandit şirket mi, kimse çözebilmiş değil.

Dört genel başkan vekili, sekiz genel başkan yardımcısı… Maşallah, ordu mübarek! Kurmay heyeti desen değil, kabine desen boyunu aşar. İnsanın durup “Acaba amatör sporun sorunları mı bu kadar dağ gibi, yoksa o koltuklara oturmak isteyenlerin nefsi mi?” diye sorması içten bile değil. Sayıların çokluğu bir yana, mesele o rakamların hangi matematiksel mucizeyle o masaya dizildiği.

Diyorlar ki; efendim, 800-900 oyun kaderini tayin etmek öyle kolay değil. İzmir’i, Antep’i, Şanlıurfa’sı derken sekiz ilden çıkacak 250 oyun hatırına dört genel başkan vekilliği birilerine peşkeş çekilmiş. Ardından Antalya’sı, Mersin’i, Denizli’si… Onlara da hatır gönül ne lazımsa serpiştirilmiş. Geriye kalan iller de boş geçilmesin diye herhalde unvan kataloğundan unvan beğenilmiş.

Tabii elinde senet sepet yok; kimse “Buyur, bu da pazarlığın ıslak imzalı nüshası” diyemez. Zaten siyasetin ve bu tarz koltuk mühendisliğinin en kurnaz tarafi da budur: Belge bırakmazlar, iz bırakırlar. Birine genel başkan vekilliği anahtarı verirsin, diğerine genel başkan yardımcısının kapısını gösterirsin. Herkes kendini sarayın başmabeyincisi sanır. Ne var ki, o sarayın damı akıyormuş, anahtarı kaç kişinin cebinde taşıdığının ne önemi var?

Şimdi asıl eğlence burada başlıyor. Dört genel başkan vekili aynı anda hangi düğmeye basacak? Sekiz genel başkan yardımcısının yetki alanı nerede bitip nerede başlayacak? Yarın öbür gün bir kulüp başkanı “Kardeşim, bizim sahaya halı saha çimini kim serecek?” diye kapıyı çaldığında, o sekiz yardımcıdan hangisinin kapısı açıktır? Yoksa işler yolunda giderken VIP tribününde kurdele kesenler, kriz kapıya dayanınca “Valla benim görev tanımımda o yoktu” diyerek buhar mı olacak?

Makam dağıtmak esnaf leblebisi dağıtmaya benzemez, kolaydır. Asıl marifet o unvanın hakkını verecek omurgayı taşımaktır. Eğer o koltuklar birer “seçim rüşveti” veya “hatır gönül senedi” olarak dağıtıldıysa, o masaya oturanların vicdanı hiç mi sızlamaz?

Yarın çıkıp da aynaya baktıklarında, “Ben bu unvanı ter döverek mi aldım, yoksa oy çuvalının diyetini mi ödüyorum?” diyebilecekler mi? Yoksa o kadife koltuğun sıcaklığı, insanın omurgasındaki bütün eğrileri düzeltmeye yeter mi sanıyorlar?

Türkiye’nin dört bir yanında amatör kulüp başkanları, üç kuruşluk deplasman masrafını denkleştirmek için cebindeki son parayı harcıyor; kimi çocuklara krampon bulamıyor, kimi toprak sahada çamur yutuyor. Yukarıda ise unvan enflasyonundan nefes alınmıyor.

Herkesin adına kartvizit basılmış, tabelalara havalı kelimeler yazılmış. Ama ne yazık ki amatör sporun dertleri mavi boncukla çözülmüyor. Gönül hoş tutuluyor, sandık atlatılıyor, sonra herkes kendi yoluna bakıyor.

Sözün özü; o koltuklara oturanlar ya çıkıp bu iddiaları akıl dolu bir dille yalanlayacak, “Biz bu görevi tamamen liyakatle aldık” diyecek ya da o koltuğun ağırlığı altında ezilmemek için arada bir kalkıp temiz hava alacak.

Çünkü unutmayın ki; insanın büyüklüğü oturduğu koltuğun yüksekliğiyle değil, gerektiğinde o koltuktan kalkabilme cesaretiyle ölçülür.

Hadi bakalım, şimdi herkes elini vicdanına koysun ve o mavi boncukları ceplerine doldurup evlerine dönsün. Sorumluluk kimde, sandıkta mı yoksa o havalı unvanların altında kalanlarda mı; onu da tarih yazar!

Hadi hayırlı traşlar…

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu